1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren ulusal veye uluslararası bir mahkeme kararı bulunmuyor. Tam aksine, soykırım iddialarını çürüten bir uluslararası mahkeme kararı vardır.
Birinci Dünya Savaşı sonu itibariyle, 144 Osmanlı görevlisi İngilizlerce “Ermenilere yönelik toplum katliamlar” yapmak suçlamasıyla tutuklanmış ve Malta’da Britanya’nın en yüksek hukuki otoritesi olan Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nca bir soruşturma yürütülmüştür.
İngiliz hükümetinin Malta’daki Türk tutukluları yargımaka ve mahkum ettirebilmek için verdiği tüm uğraşlara ragmen, İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma “bir İngiliz mahkemesi önünde bu tür suçlamaların kanıtlanması mümkün değildir” gerekçesiyle hiçbir suçlama yapılmadan sonuçlanmıştır. Ermeni soykırımı iddialarını hukuki ve tarihi açıdan tamamıyle çürüten bulguları ile Malta yargılamaları tarihimizde çok önemli bir yer tutmaktadır. Ancak bu ya unuttuğumuz ya da bize unutturulmuş bir olaydır.
Soykırım Suçu ve Malta Gerçeği
Malta adası belleklerimize bir sürgün öyküsü olarak kazınmıştır. Ancak bu doğru değildir. Malta’da yaşanan olay bir yargılamadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngilizler tutukladıkları ve çoğunluğu İttihatçı olan 145 Osmanlı yöneticisini Malta adasına göndermiştir. Amaç “Türklerin yargılanıp cezalandırılmalarıdır.” Malta adasında iki yılı aşkın süre tutulan İttihatçılar hakkında “Ermenileri toplu olarak katletmek” suçlanmasıyla adli soruşturma açılmıştır.
Soruşturmayı Londra’daki İngiliz Kraliyet Başsavcılığı yürütmüştür. Başsavcılığın soruşturması, Sevr Antlaşması’nın “Ermeni katliamı” iddialarıyla ilgili 230 ve 231. maddelerine dayandırılmıştır. İşgal sürecinde el konulan ve Londra’ya taşınan Osmanlı arşivinin yanında, Amerika’da olduğu varsayılan tüm belgeler taranmış, ötesinde Mısır’da, Irak’ta, Kafkasya’da “Ermeni katliamı” kanıtı aranmıştır.
Bütün çabalara karşın, bir İngiliz hukuk mahkemesinde geçerli sayılabilecek hiçbir kanıt bulunamamıştır. Bunun üzerine İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Kraliyet Başsavcılığı’ndan Malta’daki Türkler aleyhine ‘hukuki bir dava açılamıyorsa siyasi bir dava açılmasını’ istemiş ancak Başsavcılığı ikna edememiştir. İngiliz Kraliyet Başsavcılığı, 29 Temmuz 1921 tarihli bir yazıyla, “eldeki kanıtlarla” Malta’daki Türklerden hiç birinin Ermeni katliamı gerekçesiyle cezalandırılamayacağını İngiliz Hükümeti’ne kesin bir dille bildirmiştir.
Bunun üzerine İngiliz Hükümeti, Malta’daki tutuklu Türkleri serbest bırakmak zorunda kalmıştır. Malta, bugünkü deyimiyle “Ermeni soykırımı” iddiasının adli soruşturmasının yapıldığı bir yargılama sürecidir. Malta’daki bu yargılama süreci, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yahudi soykırımı yargılamasının yapıldığı Nürnberg Mahkemesi ile benzer uluslararası hukuki kurguyla gerçekleştirilmiştir.
Malta soruşturması, kanıt bulunmuş olsaydı aynen Yahudi soykırımı nedeniyle Almanları yargılamak üzere Nürnberg’de kurulan “uluslararası mahkeme” gibi bir mahkeme kurulması amacıyla yürütülmüştür. Malta soruşturması, kanıt bulunmuş olsaydı aynen Yahudi soykırımı nedeniyle Almanları yargılamak üzere Nürnberg’de kurulan “uluslararası mahkeme” gibi bir mahkeme kurulması amacıyla yürütülmüştür. İngiliz Kraliyet Başsavcılığı’nın “kanıt yokluğu” gerekçesiyle Ermenilerin katledildikleri suçlamasıyla dava açmaması, günümüzün hukukunda “kovuşturmaya yer olmadığı”, başka bir deyişle “takipsizlik” kararı hükmündedir.
Malta yargılamasının “Ermeni soykırımı’ iddialarını bütünüyle çürüten hukuki sonuçları olduğu tartışmasızdır. 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi, bir olayın soykırım sayılabilmesi için öncelikle bu yönde bir mahkeme kararının olmasını zorunlu saymaktadır.
Malta yargılaması, unuttuğumuz, bize unutturulan tarihimizin önemli bir sayfasıdır. Bu yargılamayı anımsamak ve bütün gerçekliğiyle özümsemek, bizi her fırsatta “tarihimizle yüzleşmeye” çağıran Ermeni soykırımı lobisini tarihin belgeli gerçekleriyle yüzleştirecektir.
Kaynak: